“Jagten (2012)” | Çocukların Kötülüğü

"The Stand"den Leo Rockway

“The Stand”den Leo Rockway

Terry Eagleton, kötülük üzerine yazdığı denemesi On Evila, henüz on yaşlarındaki çocuklar tarafından işlenen bir cinayetten bahis açarak başlar ve buradan hareketle şu yargıya varır:

«Neticede çocuklar, kimi zaman oldukça vahşice davranmaları doğal karşılanan sadece yarı ehlileşmiş yaratıklardır. Eğer Freud haklıysa, çocuklar büyüklerinden çok daha zayıf birer süper egoya ve ahlak duygusuna sahiptirler. Bu yüzden asıl şaşırtıcı olan böyle korkunç olayların daha sık yaşanmamasıdır. Belki de çocuklar sürekli birbirlerini öldürüyorlar da bunu bize çaktırmıyorlardır.»

Eagleton’ın denemesine bu yargının altını çizerek başlamasında bir sebep vardır: Anlatısının ilerleyen safhalarında, Eagleton, “kötülük” kavramının altını kazmaya devam ettikçe, bizler, içimiz el vermese de kabul ederiz ki, etrafımızı dolduran, başlarını okşadığımız tüm o çocuklar, belki de azılı birer suç makineleridir.

Bu olasılık, yani çocukların ileri uçlardaki kötücüllüğü, ilk defa Eagleton tarafından gündeme getirilmemiştir: İbrahimi dinlerin kadim öykülerinden Habil ile Kabil hikayesi, yeryüzündeki ilk cinayetin anlatısıdır ve burada suçu işleyen Kabil, ilk insan Adem’in oğludur ve bir çocuktur. Bir diğer örnek ise, Deccal’in bir çocuğun bedeninde dünyaya geldiği kült film The Omen‘dır. Orphan ise odağına dokuz yaşındaki bir kız çocuğunu almasıyla yine Terry Eagleton’ın savına örnek teşkil etmektedir. Eğer yüzümüzü sinemadan ayırıp edebiyata çevirirsek, burada da pek çok kötücül çocukla karşılaşabiliriz. Hatta, sadece Lord of the Flies dahi tek başına yetebilir «Sahi!» dememiz için. Başkötünün sadece on beş yaşında olduğu A Clockwork Orange ise bonus örneklendirmemiz olabilir.

~ ~ ~ ~

“Jagten”ın Afişi

Thomas Vinterberg‘in 2012’de çektiği ve Mads Mikkelsen‘in başroldeki harika performansıyla, Cannes’da, En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldüğü Jagten‘da, gerçeklik kavramını bir oyun olarak görerek kendi hayal dünyasını önce ebeveynlerinin ardından tüm kentin gerçekliğine dönüştürmeyi başarmış beş yaşındaki Klara ile tanışıyoruz.

Kreş sorumlusu Grethe’in de belirttiği gibi, hayal gücü epey geniş bir kız çocuğudur Klara. Vinterberg bize onun ailesi ile ilgili pek bir bilgi vermez; yine de, vaktinin çoğunu kreşte geçiriyor olması, anne-babasının sıklıkla kavga ettiğine tanık olması ve çocukça korkuları sebebiyle “çizgilere basmadan yürümeye çalışan insanlardan” olması, bize, onun, sorunlu bir çocukluk geçiriyor olduğunu işaret etmeye yeterlidir.

Rahatlıkla ulaşılabilen bu bilgilere karşın, Klara, çevresindekilerce dürüstlüğü ile bilinmektedir. Grethe, onun yalan söylemeyeceğine inanmaktadır; babası Theo’ya göreyse, kızı o güne dek asla yalan söylememiştir ve böyle bir durumda neden yalan söylesindir? Vinterberg, Jagten‘da, sadece yalan söyleyen çocuklar değil, aynı zamanda bunlara koşulsuz inanacak saflıkta ebeveynler de sunar bizlere. Koşulsuz sevginin körleştirmesine maruz kalmış bu insanlar, olguları değerlendirmede, Bruun’ün de sıklıkla dillendirdiği gibi erkek adamken adeta birer çocuk olmuşlardır.

Öte yandan, tartışılması gereken bir diğer husus da şudur: Klara’nın, Lucas’ı, kendisine taciz etmekle suçlamasındaki neden nedir? Hangi sebep yada sebeplerle, Klara, Lucas’ın, cinsel organını kendisine gösterdiğini iddia etmiştir?

Terry Eagleton, yine On Evil‘ında şöyle yazıyor:

«Bizi şekillendiren şey, geçmişten çok (bilinçli yada bilinçsiz olarak) yorumlanmış geçmiştir.»

Klara

“Jagten”dan Klara

Yani, Eagleton’dan hareketle, Klara’nın zihnini bulandıran sebepleri, doğrudan, gördüğü pornografik görsellerde ve bunlar hakkında duyduğu yorumlarda aramak yanlış olacaktır. Gördükleri ve duydukları, hayal ve fikir evrenine atılmış birer tohumdur yalnızca; o tohumu büyüten ve yönünü belirleyen ise aile, okul, arkadaş çevresi ve kişilik gibi çevresel ve içsel faktörlerdir. İçinde bulunduğu çevre ve kendi benliği hasarlı olduğundan, Klara, ağabeyinin arkadaşı tarafından zihnine atılan tohumları yanlış yönde filizlendirmiş, ve bütünüyle suçsuz bir insanın hayatının mahvına yol açmıştır. Zira, Eagleton’ın da imlediği gibi, bir çocuğun olguları yorumlayışı bir yetişkinin yorumlayışından tamamiyle farklıdır:

«…küçük bir çocuk, bir kadının, birinin parmağını kestiğini gördüğünde dehşete kapılabilir; oysa o kadının bir cerrah ve parmağın da artık iyileşemeyecek kadar kötüleştiğini bilmiyordur. Kötülük bu yönden bakıldığında ayrıntıda kaybolmaktadır.»

Bu sebeple, yani “iyi”yi ve “kötü”yü yorumlayış şekillerimiz arasındaki uçurum dolayısıyla, çocuklar, evrim öncesi atalarımızın günümüze yansıyan suretleri gibidir: Ahlak kavramı yerleşmemiştir, erdemler konusunda bilgisizlerdir, eylemlerin iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusunda tutarlı yargılara varamazlar. Bu açıdan bakıldığında, her çocuk, yetişkinler için birer okuldur aslında: Öğrenilecek pek çok şeyin olduğu ve amaçsız kötülüğün kol gezdiği tekinsiz ve alabildiğine tehlikeli birer sokaktır onlar.

~ ~ ~ ~

Kötülük üzerine bu kadar laf edip çocukları adeta birer şeytanlarmış gibi betimledikten sonra cevap vermemiz icap eden bazı sorular uyanıyor: Nedir bu kötülük? Dereceleri nelerdir? Örneğin, bir çocuğun elindeki su bardağını yere çaldığı hikayeyi, bir yetişkinin kendisine olan borcunu ödemeyen birini öldürdüğü hikayeyle aynı kefeye koyabilir miyiz?

Soruları cevaplamaya sondan başlamak gerekirse, vereceğimiz cevap şu olacaktır: Hayır, çocuğun ve yetişkinin eylemleri arasında derin bir farklılıklar uçurumu söz konusu. Hatta aralarındaki tek benzerlik, her iki hikayede de bir şeylerin zarara uğratılmasıdır. Peki ya farklar nelerdir?

Kevin

“We Need to Talk About Kevin”dan Kevin

Terry Eagleton, en temel farkı, kötülük kavramını açıklarken şu sözlerle ortaya koyuyor:

«Kötülük sapına kadar amaçsızdır. Amaç gibi yavan bir şey onun ölümcül saflığını lekeler.»

Bu tanım, akla Christopher Nolan‘ın The Dark Knight‘ını getirmektedir. Harvey Dent, Joker’a, yaptığı kötülüklerle neyi amaçladığını sorduğunda, Joker kötülükteki felsefesini bir örneklemeyle özetler:

«Sahiden amacı olan biri gibi mi görünüyorum? Ben neyim, biliyor musun? Ben arabaları kovalayan bir köpeğim. Bir araba yakalayacak olsam, onunla ne yapacağımı bile bilemem! Görüyorsun, ben sadece ‘yaparım’.»

Joker’ın tüm eylemlerine rağmen izleyenlerin gözüne bir şeytan gibi değil de haşarı bir çocuk gibi görünmesindeki sebep de bu sözlerin altında yatmaktadır. Joker, kötülüğü, yalnızca kötülük uğruna yapmaktadır. Bu sebeple insanda nefret uyandırmamaktadır.

Buna benzer bir diğer örnekse We Need to Talk About Kevin‘dan geliyor: Çocukluğundan başlayarak sürekli artan bir şiddetle eyleme döktüğü kötülüğüyle Kevin, hayatı annesi Eva’ya zehir etmektedir. Eva, lise çağındaki Kevin’ın eşyalarını karıştırdığı bir sırada, üzerinde «i love you» yazan bir cd ile karşılaşır ve bunun pornografik içerikli ve virüs dolu bir cd olduğunu, bilgisayarının çökmesiyle, olabilecek en ağır şekilde öğrenir. Kevin’a, böyle bir cd hazırlamasındaki amacın ne olduğunu sorduğunda aldığı cevapsa, Joker’ın Harvey Dent’e verdiği cevaptan hiç de uzak değildir:

«Herhangi bir amacı yok. Olay bu.»

Jagten‘a dönecek olursak, Klara’nın bir çocuk olarak kötülüğünün boyutunun da bunlardan fazla olmadığını görürüz. Klara, Lucas’ın penisini kendisine gösterdiğine yönelik bir yalan söylemiştir ve daha sonra bu yalanı sürdürmek zorunda kalmıştır. Daha doğrusu, gündelik erdemleri hatırlatacak bir günah keçisi arayışındaki sıradan insanlara, kurban edilmeye uygun epey günahkar bir keçi bahşettiği için, mahalleli tarafından kendisinden bu yalanı sürdürmesi istenmiştir. Zira erdemleri tam anlamıyla içselleştirememiş bazı insanlar, aralarındaki ahlaki bağlar gevşemesin ve infazları birer ibreti alem öyküsü olabilsin diye, zaman zaman bir sapığın, bir katilin, bir hırsızın ihtiyacını duyarlar (bu fikir, aynı zamanda, filme isim dahi olmuş “av” vurgusunu da açıklamaktadır). Ne var ki, etrafındaki sorgulayıcı insanların bolluğu ve başta Lucas’ınki olmak üzere birden bire altüst olan hayatların kendisine dokunan uçları, Klara’ya en nihayetinde şu itirafı yaptırmıştır:

«Ben böyle olsun istememiştim. … Bazı aptalca şeyler söyledim. Lucas hiçbir şey yapmadı.»

Böylelikle hikayenin düğümü çözülür; çocukça bir iftiranın başlattığı yangın küllenir ve dostlar arasındaki dargınlıklar son bulur. Fakat bir çocuğun amaçsız kötülüğü, diğer tüm kötülükler gibi, kusursuz telafisi mümkün olmayan derin izler bırakmıştır: Lucas’ın oğlu Marcus’un ilk avı sırasında, güneşi arkasına alıp ters ışıktan yararlanarak kendisini tanınmaz kılan biri -belki de Theo’nun oğlu Torsten, namlusunu günah keçisi Lucas’a doğrultur, ve onu avlamaya çalışır. İlk denemesinde başarılı olamayınca gözüne kestirdiği avdan vazgeçer ve koşarak uzaklaşır. Lucas ayağa kalkıp üstünü başını düzelttikten sonra jenerik girer ve film biter: Lucas, derinden sarsılmış bir hayatla; Klara, yeni kötülüklere gebe bir bilisizlikle geleceğe uzanır.

“Jagten”ın Son Sahnesi

—————————————————————————————————————————————–
Harici Not: Belki de en fazla ihtiyacım olduğu bir zamanda bana On Evil’ı ödünç verip deyim yerindeyse hayatımı değiştiren dostum Muhterem Tanğ‘a ve denemenin tıkandığı bir anda We Need to Talk About Kevin‘dan bahis açıp yeniden odaklanmama ön ayak olan badim denizdean‘e şükranla…

Reklamlar
Bu yazı edebiyat, sinema içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to “Jagten (2012)” | Çocukların Kötülüğü

  1. anil dedi ki:

    Güzel yazı olmuş teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s