“Thérèse Desqueyroux (2012)” | Bir Kadının Erdemsizliği

“Thérèse Desqueyroux”nun Afişi

Yabancı sanat tarihi, bir yönüyle, bir kel alaka çeviriler kataloğu. Türkiye’de Bir Kadının Gözyaşı adıyla gösterime giren Thérèse Desqueyroux da, hiç şüphesiz, bu yargının en bariz kanıtlarından biri niteliğinde. Yazarlar eserlerini başkarakterlerinin adıyla adlandırıyorsa, bunun sebebi eserlerini birer “karakter romanı” olarak tasarlamalarındandır. François Mauriac da, ziyadesiyle kendine has bir karakter üzerine inşa ettiği romanı Thérèse Desqueyroux‘yu, doğal olarak, protagonistin adıyla adlandırmayı uygun görmüş. Gelgelelim, sanatsal gerekçeleri hiçe sayan Türkiyeli yetkililer, salt ticari kaygı ile filmi, içeriği ile uzaktan yakından alakası olmayan bir adla adlandırma yoluna gitmişler. Muhtemelen, Audrey Tatou‘nun, afişteki, sol gözünden bir damla yaş akan görseli, filmin Türkçe adının yegane çıkış noktası olmuştur. Kim bilir, yetkililer belki de filmi izlememişlerdir dahi…

Filmin Türkçe adının tek olumsuz yanı, hikayeyle olan ilgisizliği de değil: Bir Kadının Gözyaşı isimlendirmesi, güya güçlü bir karakter olarak yansıtılmaya çalışılan Thérèse Desqueyroux’yu pasifize ederek Claude Miller‘ın emeline de büyük bir hasar veriyor. Gözyaşları içindeki bir kadın imgesi göz önüne çaresiz, köşeye sıkışmış ve sinik bir kadın profili getiriyor, ki bu hem hikaye hem de ideal kadın duruşunun tayini konusunda büyük bir sorun. Ne var ki, ve ne yazık ki, Türkçe adlandırmanın hikaye üzerindeki olumsuz etkisi, bizzat Thérèse Desqueyroux karakterinin sebep olduğu olumsuzlukların yanında solda sıfır kalıyor.

Filmin şaşırtıcı yanlarından biri şu ki, filmi izleyen bazı sözde kadın hakları savunucuları, Thérèse Desqueyroux karakterini epey beğeniyor, kendilerini ona yakın buluyor ve onu kendilerini ifadede bir model olarak görüyorlar. Sanki sahiden de model alınacak bir yanı varmış gibi… Kitap okuyor olması, çevresindeki tekdüze insanlardan farklı olması, güçlü bir duruş sergiliyor olması… Bu nitelikler, onlar için, Thérèse’e sempati beslemek için kafi görünüyor. Halbuki, Thérèse karakterinin asıl değeri, ironik bir biçimde, aslında erdemlilik yönünden Thérèse’in olduğundan çok daha fazlasına sahip olmasına rağmen sıklıkla çoğunluktan olmakla itham edilerek eleştirilen Anne karakteri tarafından bir cümleyle ortaya konuyor filmde: Anne’in annesi tutucu bir kadındır ve Thérèse’in kendisine Jean Azevedo konusunda ihanet ettiğini öğrendiği sahnede Anne şöyle haykırıyor:

«Sen annemden daha kötüsün! O hiç değilse özgürmüş yada özgür ruhluymuş gibi davranmıyordu!»

Evet, bunları haykıran Anne, kitap okumayı sıkıcı buluyor olabilir, fakat kitaplar arasında geçen günlerinde iş pratiğe geldiğinde ataerkil toplumun diktelerine hiçbir direnç göstermeksizin ve iğrenç bir içten pazarlılıkla eyvallah eden Thérèse’le kıyaslandığında, o, Thérèse’den çok daha erdemlidir; zira tamamiyle beyhude dahi olsa, hiç değilse tepkisini ortaya koyuyor ve kendisine dayatılanı öylece kabullenmemek adına çaba sarf ediyordu.

Charlotte Brontë

Charlotte Brontë

Thérèse’in özgür ruhlu bir kadından beklenenin tam tersi şekilde içinde bulunduğu baskıcı toplumu ve bu toplumun kurallarını sessizce kabullenmesi, “dönem şartları” ile açıklanmaya çalışılabilir belki. Fakat edebiyat tarihi, batmakta olan bir geminin son can simidine benzer bir argüman olan “dönem şartları”nı hiçe sayıp daima dik durmuş ve gür çıkan sesini hiçbir şartta asla alçaltmamış erdemli kadın karakterlerle doludur. François Mauriac’ın 1927 yılında yayınladığı Thérèse Desqueyroux‘da olaylar 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde, bir Fransız taşrasında geçmektedir. Charlotte Brontë‘nin 1847 yılında yayınladığı Jane Eyre‘da ise olaylar 19. yüzyılın ilk yarısında, Viktorya Çağı’ndaki İngiltere’de geçmektedir. Ve Thérèse Desqueyroux’dan tam yüz yıl evvel yaşayan Jane Eyre, romanın erkek karakteri Mr. Rochester’ın kendisini yırtıcı bir kuşa benzettiği bir sırada şu tepkiyi vermiştir:

«Kuş falan değilim ben. Kafesim de yok. Bağımsız, iradeli, özgür bir insanım.»

İçine düştüğü sıkıntılı durumdan kurtulmak için en ufak bir çaba göstermeyip dışarıdan uzatılacak bir yardım elini bekler gibi görünen Thérèse’e karşın yine aynı Jane Eyre, Mr. Rochester’la olan gönül bağını koparmak zorunda olduğunu anlayınca, içinden şunları geçirmiştir:

«…hayır, kendi kendini sen ayıracaksın, kimse sana yardımcı olmayacak. Kendi elini keseceksin. Kendi kalbini deşeceksin.»

Edebiyat ve uyarlama sinemada, Viktorya Çağı gibi özellikle kadın hakları konusunda oldukça sıkıntılı bir dönemde yaratılmış Jane Eyre gibi bir karakter mevcutken, halen, kadınların katbekat daha fazla haklara kavuşmuş bir halde olduğu 20. yüzyıl Fransa’sında yaratılmış Thérèse Desqueyroux’nun erdemsizliği için “dönem şartları” argümanı kullanılmaya devam edilebilir mi?

Salt daha fazla toprağa sahip olabilme umuduyla sevmediği bir erkekle evlenip kısa sürede bundan pişman olmasına karşın duygularını açıkça ifade etmeyen, bunun yerine eşini aşırı dozda ilaçlarla zehirlemeye çalışan Thérèse Desqueyroux, IMDb’nin film özetinde önerdiği gibi “toplum baskısından kurtulmaya çalışan bir kadın” değil, toplumun kendisine dayattıklarını sessizce sineye çekip erdemli bir insanın sergilemesi gereken dik duruşun tam tersini sergileyen erdemsiz bir kadındır.

Bu sebeplerle, heteroseksist ve erkek egemen dünya düzeninin tamamiyle yıkıldığı ve kadınların sözde değil, özde eşit kabul edildiği güzel bir gelecek için, Thérèse Desqueyroux gibi pasif ve sahte özgürlükçü karakterler model gösterilmeye/alınmaya devam etmemeli. Zira güçlü bir kadın imgesi tayini yolunda, olanca erdemsizlikleri ile Thérèse Desqueyroux gibi karakterler, adeta birer truva atı gibi mücadeleye içeriden hasar verip, yarar sağlayacakları yerde büyük zararlar veriyorlar.

Dünyanın başı dik duran ve sesi gür çıkan bağımsız, iradeli, özgür kadınlara ihtiyacı var; toplumun kendisine dayattıklarını sessizce kabullenenlere değil.

Reklamlar
Bu yazı sinema içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to “Thérèse Desqueyroux (2012)” | Bir Kadının Erdemsizliği

  1. Ramile dedi ki:

    Edebiyat ve sinema tarihinde kadın konulu eserlerin çoğu ezilen fakat dik duran, güçlü olan kadın karakterini işlemiştir fakat günlük yaşama baktığınızda işlerin pek de bu şekilde yürümediğini görürüz. Fiziksel ve hormonal şartlar sebebiyle kadın çekinikliği daha yaygındır ve çekinik kadın genleri, baskılar altında suskun kalmayı benimsemiş gibidir.bittabi bu doğru yöntem değildir fakat görürüz ki gelişimi eksik toplumlarda örneğin dayak yiyen kadın, çevresel edinilmiş bi takım kurallar sonucu “kocamdır,döver de sever de” demeye devam eder ve bunu çoğunlukla sorgulamaz.Therese kitabında ve filminde de katı kurallı aile yapısı içinde kendini eğitmenin sınırında kalmış baskı altında bir kadın profili görülüyor. Tam bir dınırdalık. Eserlerde alışılmış güçlü kadın görünümünün tamamen dışında, daha günlük daha pasif hatta sesi çıkmayan bir kadın. Kocasının rahatsızlanma sebebi olan yanlış dozda ilaç kullanımını bir şekilde kendi lehine çevirmeye çalışan bir kadın. Bunun aslında dönem şartlarıyla hiç bi ilgisi yoktur fakat çevre şartlarıyla çok ilgisi vardır. Ve tabii kadının pasif çıkış yolu çabasıyla da. Şöyle düşün, boşanmak istese karşılığında ” senin sorunun ne, gül gibi kocan mutlu bir ailen var Zenginlik içindesin daha ne istiyorsun,çocukları bir daha göremezsin” vb tepkiler alacak, kocadandan şiddet görecek… O da daha önce de dediğim gibi kocasının yanlış dozda ilaç kullanımını devam ettirip dul bi kadın olarak özgürlüğüne kavuşmayı kendine çıkış yolu ediniyor. Kocasını uykuda boğan insanlar hala mevcut, bu da bunun gibi bi durum. O günün şartlarında da otopsi olmadığından, belli ki en doğru yol olarak bunu görüyor therese. Ayrıca topraklarına toprak katmak gibi bi isteği yok, bu ailesinin isteği.pasif bi kadın olarak therese buna ses çıkarmıyor ve görümcesi olacak kız en yakın arkadaşı olduğu için “onunla aynı ailede olmak yalnız olmaktan iyidir” diyor çünkü annesiden de kurtulmak istiyor. Sesini çıkarttığında susturulmaktan bıkmış, bastırılmış, içimizden bir kadın olduğu için sevilir therese fakat örnek alınmaz, acınılır. Çünkü her kadın güçlü değildir ve her erkek de. Ve herkes bir şeyleri başaracak güce sahip değilir, kimileri bir maydanozdur kimileri çınar kimileri de polen olur ve hiç kök salamaz. Sabit fikirli olmak yerine her canlının özünü görmeye çalışmak, öyle sevmek gerekir.

    • Ramile dedi ki:

      Ve tabi gönül ister ki herkes ayakları üstüde dursun. Fakat minibüste para üstü gelmeyince çoğunlukla sesini çıkarmayan insanlardan özgürlük savaşçısı olmasını beklemek çok anlamsız, ne yazık ki…

    • Efrim del Keenan dedi ki:

      Filmin altıncı dakikasında, Thérèse ve Bernard arasında şu diyalog geçiyor:

      T: Seninle evlenmek istememin bir sebebi de çamlar, Bernard. Ve bunu itiraf etmekten utanmıyorum. Sence bu kötü mü?
      B: Kesinlikle değil.
      T: Babam, toprak sahipliğinin kanımızda olduğunu söylüyor.

      Bu alıntının üzerine, konu bu denli açıkken, Thérèse’in evlilik sebebi ile ilgili daha fazla söz söylemeyeceğim. Öte yandan, elbette haklısın; dünyamız 19. yüzyılda da, 20. yüzyılda da haklarını aramak adına sesini çıkaramayan kadınlarla doluydu. Ve ne yazık ki 21. yüzyılda bile “minibüste gelmeyen para üstünü isteyemeyen” kadınlar görüyoruz. Bunlar var olan şeyler, fakat Thérèse Desqueyroux, hem bir kitap hem de bir film olarak sıklıkla talihsiz bir şekilde değerlendiriliyor: François Mauriac da, Georges Franju da, Claude Miller da, kadınlara hangi duruşun erdemli, hangi duruşun erdemsiz olduğunu göstermeye çalışıyor. Ve yazıda da belirttiğim gibi, komik bir şekilde, “koyunlukla” itham edilen Anne Desqueyroux, hikayenin erdemli bir duruş sergileyen tek kadın karakteri oluyor. Thérèse karakteri ise, hataları gözlemlenip, bunlardan ders çıkarılması gereken ve düştüğü hatalara düşmemek için uğraşılması icap eden bir anti-model olmasına karşın, “özgürlük mücadelesi veren bir kadın” olarak lanse edilip, şaşırtıcı bir şekilde destek görüyor.

      Benzer bir olay ile Tepenin Ardı‘nda karşılaşmıştık: Emin Alper, tecavüz olayının üzerinde durmayarak olaya karşı realist bir pozisyon almıştı. Fakat biz biliyorduk ki, bir toplum gerçeği halindeki tecavüz, erdemsizliklerin en büyüklerindendir ve buna asla geçit verilmemelidir. Thérèse Desqueyroux‘nun yaratıcıları da, tıpkı Emin Alper’in yaptığı gibi, “toplum baskısı altındaki kadın” sorununa realist bir pozisyon almış ve olması gerekeni değil, olanı göstermişlerdir. Olması gerekenin seyirci tarafından çıkarımlar yoluyla bulunmasını istemişlerdir. Buna karşın, seyirci ne yapmıştır? Asla yolunda yürünmemesi gereken bir karakteri aklamış, paklamış, ve en ufak bir eleştiriye tabi tutup hatalarından söz açmaksızın “özgürlük mücadelesi veren” bir kadın olarak kabullenmişlerdir.

      Fakat tarih ve mantık bize kanıtlıyor ki, Thérèse’in durumundaki gibi bahşedilen haklarla özgürlük elde edilemez. Dileğim o ki, 22. yüzyıla dek “minibüste gelmeyen para üstünü isteyemeyen” kadınlarımız azalarak tükenirler. Aksi halde, Thérèse gibi karakterlere sempati duyulmaya devam edilen bir dünyada, kadın hakları mücadelesi ancak “bazı kadınlara rağmen” yürütülebilir.

  2. Ramile dedi ki:

    Aslında yazarın feminizm karşıtı bir kitap yazdığını söyleyebiliriz. Okuyan kadının asiliği, düşüncesizliği ve başınabuyrukluğu, kocanın sevecenliği ve sonsuz affediliciliği. Ve biz bu konudan işimize geleni anlamaya, iyiye yormaya çalışıyoruz. Kadın aslında düşünüyor, fakat baskı altında diyoruz;tamamen yaşan,bir kendini kabdırmadan ibaret. Aynı şekilde tepenin ardında da kadının sessi kalması, aslında bu tecavüze istekli olduğu hissiyatı uyandırıyordu. eser üreticileri bunları amaçlamış ve bir çok açıdan kendi düşüncelerini kabullendirmiş dahi olabilirler. Gerçekten hakkını arayan kadınları ve erkekleri görmek güzel olurdu fakat Bir çok açıdan therese aramızda bir yerlerde. Hem yazarın istediği biçimde hem de bizim anlamak istediğimiz biçimde. Bakkala bıraktığımız 5 kuruşlar bir araya gelse koca bir havuz dolardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s