“The Bells” (1848) | Kulaklarla Yazılmış Bir Poe Şiiri

Edgar Allan PoeEdgar Allan Poe‘nun 1848 Mayısında yazdığına inanılan, fakat ancak şairin 1849’daki ölümün ardından yayınlanma imkanı bulabilen The Bells için «Poe’nun parmaklarıyla değil, kulaklarıyla yazdığı şiir» dense yeridir; zira şiir, ortalama bir şairin şiir yaşantısı boyunca kullandığı işitsel ögeden çok daha fazlasını 113 mısraya sığdırarak bu deyişi mümkün kılmak adına yeterli argümanı okuyucusuna bizzat sunuyor. Başta “bells” olmak üzere çeşitli kelimelerin tekrarlarıyla sağlanan işitsellik, güçlü kafiye örgüsünün (misal, «…swells / …bells / …yells») ve aliterasyonların (misal, «What a tale of terror, now, their turbulency tells!») da katkısıyla adeta bir şiir olmaktan çıkıp enstrümanlar yerine kelimelerin kullanıldığı bir senfoni halini alıyor.

Yazıldığı ilk günden bugüne geçen yaklaşık yüz elli yıllık süre zarfında birçok müzisyen, şiirin bu işitselliğini enstrümanlara yansıtmak adına kolları sıvamış. Bu müzisyenler arasında belki de en önemlisi, The Bells’in Konstantin Balmont tarafından yapılan Rusça çevirisini 1913 senesinde Kolokola ismiyle koral bir senfoni haline getiren ve kendi eseri hakkındaki görüşünü «[Vsénoshchnoye bdéniye ile birlikte] en sevdiğim iki eserimden biri» diyerek belirten Rus besteci Sergey Rahmaninov. Bundan yaklaşık yarım asır sonra, 1973 senesinde ise sahneye Pink Floyd çıkıyor ve The Dark Side of the Moon nam albümünün Time nam parçasının son kıtasında «The tolling of the iron bells» diyerek Poe’nun demir çanlarına bir nevi saygı duruşunda bulunuyor.

The Bells‘in musiki donanımı, onu bir buçuk asır boyunca konuşulmaya devam eden bir şiir yapan yegane niteliği de değil. Poe, hem yaşadığı şöhret, sansasyon ve acı dolu kırk yıllık kısacık ömrü boyunca, hem de ölümünden bu yana geçen onca zaman boyunca daima muhteviyatsızlık ile itham edilegelmiş bir şair. Çoğu edebi eleştirmen, onu, biçime haddinden fazla odaklanmış ve içerik anlamında kısır kalmış bir şair olmakla eleştiriyor. Yapıtlarında sürekli benzer konuları benzer temalarla işlediği söyleniyor. Doğrusu, Poe, The Raven‘ının yayınlanışından bir yıl sonra, 1846’da yayınlanan edebi teori denemesi The Philosophy of Composition‘da şiiri hazır kalıplara dökerek ve “iyi şiir”i “biçimli şiir” olarak niteleyerek hakkında getirilen olumsuz eleştirilere bizzat çanak tutmuş. Hatta, The Raven hakkındaki görüşlerini «O şiirde kayda değer hiçbir şey göremiyorum» diyerek belirten Ralph Waldo Emerson‘un bu eleştiriyi doğrudan The Philosophy of Composition‘dan hareketle yaptığı iddia edilse, işkembe-i kübraya kulak verilmiş olmaz herhalde.

Ne var ki, bizler bugün psikanaliz çağında yaşıyoruz ve içimizde, sanatçının neyi nasıl söylediğinden ziyade söylediğini söylerken aslında ne söylemek istediğini anlamaya yönelik bir itki duyuyoruz. Bu itki ise bizi, The Bells‘in çan sesleri ile örülmüş 113 mısrasına salt çanlardan bahseden mısralar olarak bakmaktan fazlasını yapmaya, onları ciddi meselelerden bahis açan ve belki de bir yardım çağrısı olan mısralar olarak görmeye itiyor.

KolokolaKimi eleştirmenlerce muhteviyatsız addedilen The Bells‘in muhteviyatına yönelik ortaya atılabilecek üç farklı teori var. Bunlardan ilki ve en çok destekleneni, şiirin hayatı ve hayatın evrelerini anlatan bir şiir olduğu yönünde. Hatta Rahmaninov’un Kolokola‘sının Berlin Filarmoni Orkestrası tarafından icra edilişini belgeleyen kaydın arka kapağındaki tanıtım yazısı dahi şiiri «Çan sesleri üzerinden yaşanmış bir hayatın evreleri hakkında [bir şiir]» sözleriyle niteliyor. Buna göre şiir, sırasıyla “doğum/bebeklik/çocukluk”, “gençlik”, “orta yaş” ve “ihtiyarlık/ölüm” bölümlerinden meydana geliyor.

  • İlk bölümdeki gümüş çanlar, Noel’i, Noel’in neşesini, bu neşenin çocuksuluğunu ve çocukluğun saflığını, huzurunu yansıtıyor.
  • İkinci bölümde insanoğlu ergenlik köprüsünü aşıp hayatının gençlik durağına varıyor ve burada çalan ve bir düğün atmosferini anımsatan altın çanlar sayesinde gençlikteki mutluluğu, umudu, narinliği hissediyor.
  • Ardından pirinç çanlar çalmaya başlıyor ve itfaiye binasından yükselen ve vahşi bir yangını bildiren bu çanlar orta yaşı, yani hayat ateşinin sönmeye başladığı, ne çocukluğun huzurundan, ne de gençliğin coşkusundan bir eserin kaldığı ve insanın ölümü her geçen günde daha bir yoğun biçimde düşünmeye başladığı o durgun ve gergin suları duyumsatıyor.
  • Orta yaşın bu monotonluğu, ihtiyarlığın ataletini, sinmişliğini, paslanmışlığını ve korku doluluğunu simgeleyen demir çanların kulaklara ağır bir yük yükleyen acı sesi ile birlikte parçalanıyor ve hayat, bir humma halinde sürdürdüğü koşusunun nihayetinde, şiirin dördüncü ve son bölümünde, feryat ve figan içinde ölüm ile kucaklaşıyor.

İkinci teoriye göre, The Bells, hayatın değil, günün evrelerini anlatıyor ve sırasıyla “sabah”, “öğle”, “akşam” ve “gece” bölümlerinden oluşuyor.

  • İlk bölüm sabahın, yani yeni başlayan günün aydınlığını, tazeliğini, neşesini taşıyor ve bunu bir bayram sabahını hatırlatan gümüş çanlardan yükselen ses ile işitselleştiriyor.
  • İkinci bölümde güneş gökte yükseliyor, öğle vakti geliyor ve hem şiir, hem de gün olgunlaşırken düğünlerin habercisi altın çanı duyan insanın yüreği umut ile, mutluluk ile doluyor.
  • Ama ne yazık ki bu mutluluk uzun sürmüyor ve alçalan güneş yerini, itfaiyenin pirinç çanlarıyla sarsılan ve bir yangın ile ısınan akşamın ürküsüne, kaygısına, belirsizliğine bırakıyor.
  • Günün sonu yaklaşırken, hem şiirin hem de günün en uzun bölümü, yani gece çalıyor kapıyı ve demir çanların inlettiği bir ambiyansta hem Poe’nun odası, hem de bizlerin hayal dünyaları envai çeşit gulyabanilerle, türlü korkunç görüntülerle ve insana ölümün ve mezarın hayali zifiriliğini düşündüren kesif bir karanlık ile doluyor.

Üçüncü teori ise, belki de, teorilerin en yaratıcı ve ilgi uyandırıcı olanı. Hatırlayalım, Poe, The Philosophy of Composition‘ında, bir şiirde konu edinilebilecek en şiirsel olayın, “güzel bir kadının ölümü” olduğunu yazıyordu. The Bells‘e dair üçüncü teori de, Poe’nun bu yargısını, her ne kadar şiirdeki verilerin ötesine geçerek dahi olsa, şiire son derece dikkate değer bir biçimde uyguluyor. Bu teoriye göre The Bells;

  • Çiçeği burnunda iki aşığın ilk aşk günlerini, gümüş çanlarla çevrelenmiş bir neşe içinde betimleyerek açılış yapıyor. Bu bölümde kullanılan imgeler, taze aşkın sıcaklığını, aydınlığını, coşkusunu taşıyor.
  • İkinci bölümde kulaklarımızın kıyısına altın çanlardan dağılan narin sesler vuruyor ve bu sesler, bize, bir kilisede, evlilik andı içen aşıkların birbirlerini nazikçe öpüşlerine tanık olduğumuzu düşündürüyor.
  • Ama ne yazık ki, şiirin dramatik bir kırılma yaşadığı üçüncü bölümde, aşıklarımızın aşkı itfaiye binasından yükselen ve pirinç çandan gelen tiz sesle bölünüyor ve “sevgili güzel kadın”, kaynağı belirsiz bir yangının zalim alevleri arasında yaşamını yitiriveriyor.
  • Bu elim hadise ile büsbütün yıkılan aşık, kaybettiği aşkının acısıyla bir kilisede bir münzevi hayatı yaşamaya başlıyor ama burada, kendilerini kilisenin demir çanlarıyla duyuran ama pekala kendi kafasının içinde yaşayan hayaletlere daha fazla katlanamayıp acılar içinde yere düşüyor ve oradan sevgilisinin yanına kanatlanıyor.

The BellsEvet, üçüncü teori, gerçek olmasını istemeyeceğimiz kadar hüzün dolu bir teori. Ve evet, yalnızca bu teori bile, muhteviyatsız addedilen şair Poe’nun muhteviyatsız addedilen şiiri The Bells‘in dikkatli bir okuma sürecinden geçirildiği takdirde içerdiklerini nasıl da ayan beyan ortaya serdiğini göstermeye yetiyor. Bu noktadan sonra bize, Poe’nun eserlerini yüzeysel okumaların ardından bir kenara bırakmamak ve onları görünenin ötesinde daha nice karanlıklara, daha nice korkulara ve daha nice acılara gebe olan derinlikli birer eser olarak görmek ve göstermek düşüyor.


The Bells ile ilgili birkaç link;

Basil Rathbone‘un şahane bir dramatiklikle gerçekleştirdiği The Bells seslendirmesi için buradan,
Rahmaninov’un Kolokola‘sının Rusya Devlet Senfoni Orkestrası tarafından ve Valeri Polyanski şefliğinde gerçekleştirilen bir icrası için buradan,

Gümüş çanlardan çıkan ses için buradan,
Altın çanlardan çıkan ses için buradan,
Pirinç çanlardan çıkan ses için buradan,
Demir çanlardan çıkan ses için buradan.

Reklamlar
Bu yazı edebiyat içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s