“C Blok” (1994) | Bloklar ve Sınıflar Arasında Yalnız İnsanlar

«Önümüzdeki sezon için C Blok’un gösterimini hiçbir yabancı firma kabul etmedi. Oyuncularımın zayıf olduğundan seks sahnelerimin olmayışına kadar bir sürü gerekçeler öne sürdüler. Oysa filmimi zahmet edip izlemediler bile. Ben de bireysel çabalarımla vizyon şansımı zor buluyorum.»

Bunlar, 18 Eylül 1994 tarihinde Milliyet’e konuşan Zeki Demirkubuz’un Türk ve Avrupa sinemasının ‘90’ların ilk yarısında ABD sineması tarafından işgal edilmiş ahvaline yönelik umutsuz ifadelerinden sonra kendi filminin bu ahval içindeki halini anlatırken sarf ettiği sözler. Öyle görünüyor ki, Demirkubuz, daha sonra yapacağı açıklamalarda «Şimdiki aklım olsa asla çekmezdim!», «Oyuncu yönetimi konusunda en başarısız filmimdi.» gibi yorumlar ile anacağı C Blok‘una ilk zamanlarda bir hayli güveniyormuş. Ve yine görüyoruz ki, asla “ben-bilirim”ci olmamış Demirkubuz. İlk’lere has katmerli bir özgüven ile filminin ardında durmuş önceleri ama çok geçmeden farkına varmış eksik yönlerinin ve bunları yalnızca kapatmakla kalmamış, attığı ilk büyük adımın akabinde çok daha büyük bir adım daha atıp üç sene sonra, 1997 yılında Masumiyet‘i çekip Türk sinemasının ‘90ların ikinci yarısında yaşadığı büyük uyanışın sayılı önderinden biri olmayı da başarmış.

Ve ilginçtir; hani Demirkubuz kendisini sürekli olarak Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin izinde yürürken bulduğunu söylüyor ya, hah, işte, onun C Blok hakkında takındığı nesnel tutum ve getirdiği olumsuz eleştiriler, bana yine Dostoyevski’nin kendi ilk işlerinden Netoçka Nezvanova‘sı ile arasındaki limoni ilişkiyi hatırlatıyor. Nasıl ki Demirkubuz ilk uzun metrajlı filmi C Blok için «Şimdiki aklım olsa asla çekmezdim!» diyorduysa, Dostoyevski de “ilk ciddi romanı” olarak yazmaya başladığı, henüz ilk bölümlerini yazmışken sürgüne gönderildiği ve sürgün dönüşünde tamamlamaya yeltenmediği Netoçka Nezvanova‘sı için de benzer şeyler düşünüyor, ağabeyine Netoçka‘nın üzerinde çalışılmaya değer bir eser olmadığını söylüyordu.

Ve ben, tıpkı Netoçka Nezvanova konusunda Dostoyevski’nin kendi eserini haddinden fazla küçümsediğini düşündüğüm gibi, Demirkubuz’un C Blok hakkındaki «…asla çekmezdim!» çıkışını da ziyadesiyle yersiz buluyorum. Tabii ben ne Netoçka‘yı Dostoyevski’den, ne de C Blok‘u Demirkubuz’dan daha iyi bilecek, anlayacak, hissedecek değilim. Fakat bir eser yayınlandığı andan itibaren sanatçısının olmaktan çıkıyor ve 2000’lerin, 2010’ların Demirkubuz’unun ‘90ların Demirkubuz’una ait bir eser hakkında yaptığı yorum ile benim oturduğum şu ahşap sandalyeden yaptığım yorum arasında bir fark kalmamış oluyor ve ben diyorum ki, «Demirkubuz, sen haksızsın ve ben sana laflar hazırladım!»

Demirkubuz, C Blok‘taki karakterlerden ve oyuncu yönetiminden yakınıyor. Ki bir noktaya kadar haklı da: Kimi karakterlerin metinleri, kimi karakterlerin oyunculukları, Robert Bresson’un yine Dostoyevski’nin Prestupleniye i nakazaniye‘sinden 1959’da yaptığı serbest uyarlaması Pickpocket‘ta karşılaştığımız cinsten ciddi bir hamlık taşıyor. Bazı diyaloglar karşısında «O söz orada söylenecek söz mü allasen!» derken başta Ülkü Duru’nunki olmak üzere birbirinden yapay oyunculuklar karşısında “facepalm” yaparken buluyoruz kendimizi. Fakat biz, nasıl ki Pickpocket‘ı benzer aksaklıklarını gözardı edip taşıdığı fikir yüküne yoğunlaşarak sevip saydıysak, aynı şeyi C Blok için de yapmayı bilmeliyiz. Ki C Blok, işimizi kolaylaştıracak bir çok argüman sunuyor bize.

Sevmeye çalışacağımız bir film olarak C Blok‘a yönelik sevgisizliklerini dile getirenler bunu çoğunlukla filmin diyalogsuzluğundan dem vurarak yapıyor ve suçlamalarını «Sigara içip uzağa bakmalı entel filmi işte, n’olacak!..» diyerek tamamlıyorlar. Evet, C Blok, sigara içip uzağa bakmalı bir film ama “entel” filmi olmak gibi bir gayesi olduğu için değil, konusunun merkezine kendilerini alt sınıf karşısında “entel” gören üst orta sınıf insanlarını aldığı için böyle. Demirkubuz’un burada tüm yaptığı, korunaklı sitelerde yaşam süren üst orta sınıfa mensup insanların birbirleri ve alt sınıfa mensup insanlarla arasındaki ilişkileri az miktarda karakter kullanarak gerçekçi bir tutumla perdelere/ekranlara yansıtmak. Daha sonra yaptığı açıklamalarda filmi çekerken mesaj kaygısı taşımadığını söyleyen yönetmenin ortaya çıkardığı filmi ile —farkında olmadan— verdiği muhtemel “mesaj” ise şu: Mahallelerin dağdağasından sitelerin sterilliğine sığınan orta sınıf mensuplarının dönüp dolaşacakları yer yine o dağdağalı mahalleler olacak.

Demirkubuz, sınıflararası ayrıma dair bu mesajını iletmeye çalışırken, hikayesinin odağına bir kadını, Tülay’ı yerleştiriyor. Burada bir erkek yerine bir kadını tercih etmiş olmasında anlaşılmayacak bir şey yok: Sınıflararası ayrımın ayrıştırılmış gruplarının ekonomik ve kültürel seviyeleri her ne olursa olsun, erkekler tartıların daima daha “bağımsız” gelen kefelerinde yer buluyorlar kendilerine. “Alt sınıf < orta sınıf < üst sınıf” şeklinde sıralanabilecek olan ekonomik sınıflar, cinsiyet gruplarına bölündüğünde karşımıza çıkan tablo şu oluyor: “Alt sınıf kadını < alt sınıf erkeği < orta sınıf kadını < orta sınıf erkeği.” Bu tablonun C Blok karakterlerine uygulanmış hali ise şöyle: “Aslı < Haled < Tülay < Selim.”

Karakterler arasındaki ilişki de yine bu tabloya göre şekilleniyor. Aynı sınıfa mensup olan “Aslı-Haled”, “Tülay-Selim” karakter çiftleri arasındaki ilişkiyi “doğal” olarak nitelemek bir nevi refleks. Fakat alt sınıf erkeğinin temsilcisi Haled ile orta sınıf kadınının temsilcisi Tülay arasındaki ilişki izleyicide köklü bir gayridoğallık hissi uyandırıyor, zira nicedir belli bir sınıfsal rolü üstlenmiş olan izleyici, Türk sinemasının en çok işlenen konusu olan “zengin kız-fakir oğlan” meselesinin bu ‘94 model versiyonunda, eski versiyonlardakine benzer bir “aşk” ilişkisiyle karşılaşamıyor. Demirkubuz da bu ilişkiyi aşk diyalogları ile sulandırmadığı, yani melodramlaştırmadığı için hem ekonomik hem de kültürel farklılıklarına rağmen kendilerini birbirlerine yakın gören Haled ile Tülay arasında gelişen olayları gerçekçi bir tutumla kayıt altına almayı ve yukarıda verdiğim dört birimli, cinsiyet katkılı sınıf ayrımı tablosunun ortadaki iki grubunu tırnak içine alıp bir birliktelik içinde vurgulamayı başarıyor.

Burada Tülay’ın kendi sınıfının erkeği olan kocası Selim ile alt sınıf erkeği olan Haled arasındaki konumunun detaylarına özellikle yoğunlaşmak gerek. Tülay, her şeyden önce, tıpkı filmi sevmeyen izleyicilerin filme yönelik eleştirilerinde sıklıkla dile getirdiği gibi hayatının diyalogsuzluğundan, monotonluğundan, sıkıcılığından yakınan işsiz, güçsüz ama paralı bir evkadını. Tülay ile neredeyse diğer tüm karakterler arasında bir diyalog eksikliği işaret edilebilir:

  • Tülay, kocası işkolik Selim ile, yalnızca akşam yemeklerinde televizyon sesi ile bastırılmış bir sessizlik atmosferinde karşılaşıyor ve bir türlü iletişim kuramıyor.
  • Tülay, hizmetçisi Aslı ile, sınıfsal ayrım, kişisel kıskançlıklar, aşağılık kompleksi gibi nedenlerden ötürü iletişim kuramıyor.
  • Tülay, annesi ile, kendisine kendi sınıfsal ve ailevi gerçeğini hatırlattığı için iletişim kurmayı başaramıyor.
  • Tülay, bir sevgiliden ziyade kendisinden yararlanılacak bir hayvan olarak gördüğü Haled ile, yaşamakta oldukları sağlıksız ilişkileri nedeniyle sağlıklı bir iletişim kurmakta başarısız kalıyor.

Bu iletişim eksikliği ortamı ile çevrelenmiş olan Tülay’ın favori cümleleri ise «Cevap ver!», «Neden susuyorsun?», «Konuşsana!» olup çıkıyor. Tülay’ın bir diğer favori cümlesi olan «Çok sıkılıyorum.» ise içinde bulunduğu ekonomik sınıfın çerçevesini çizdiği sosyal pozisyonunun bir getirisi. Tülay’ın sosyal ortamı Ataköy’deki bir siteye ait bir blok. Kapısında «Yabancılar, dilenciler, seyyar satıcılar giremez» yazan bu blokta geçen site yaşantısı ise gündüzleri araba ile bir başına yapılan rotasız gezintiler, akşamları ise televizyon karşısında edilen iki-üç cümlelik muhabbetlerden ibaret. Bu site yaşantısındaki ilişkiler ise seks ile, yani tensel birliktelik ile sınırlı. Karakterler arasındaki bu ilişki ağı aşktan ve sevgiden o denli yoksun ki, kimi zaman yataklarda, kimi zaman halılarda, kimi zaman arabalarda ve hatta deniz kenarlarında yaşanan bu ilişkiler için “sevişmek” fiilini kullanmak mümkün dahi değil. Bu yaşananlar, tek taraflı bir cinsel tatminden fazlasını içermiyor. C Blok insanları sevişmiyorlar, hatta sikişmiyorlar da; söz konusu olan bu tek taraflı “sikmek” eylemlerinin belki de en ayan beyan örneği, Aslı ile Haled’in filmin henüz başlarında, Selim ile Tülay’a ait yatakta birleştikleri sahne. Bu sahnede Haled, öpüşmek için yatakta doğrulmaya çalışırken Aslı onu tekrar tekrar engelleyip yeniden yatağa deviriyor ve böylelikle şunu demeye çalışıyordu: «Senin görevin beni öpüp sevmek değil, bana cinsel tatmin vermek!»

Ten ile sınırlandırılmış bu site yaşantısı içerisinde hapsolmuş bir haldeki Tülay’ın en büyük, belki de tek sorunu ise yine bizzat kendisinden kaynaklanıyor. Tülay, ölesiyle yalnız bir karakter, ama bunun suçlusu, Demirkubuz’un film boyunca sıklıkla perdeye/ekrana taşıdığı ve Tülay’ın «gecede canavar gibi yükselmişlerdi» diyerek andığı gökdelenlerden ziyade kendi kişiliğinin ve yaşantısının çevresine ördüğü “tembellik”, “soğukluk” ve “kibir” nam kaleler. Tülay’ın saatini film boyunca ya geriden seyreden, ya da büsbütün durmuş bir halde görüyoruz. Çünkü Tülay, süregiden gündelik hayatın gerçek zamanı içinde değil, kendi içinde sıkışmış ve bu sıkışıklıkta dış dünyadan tamamen bağımsızlaşmış bir ruh zamanının akrebine ve yelkovanına göre yaşıyor. Hem alt sınıfa mensup kadınların (misal Aslı), hem de kendi orta sınıfına mensup olan kadınların (misal Fatoş) çalıştıkları, para ve bağımsızlık kazandıkları saatlerde o, ya arabasıyla sahile inip orada uzakları izliyor, ya da Fatoş’un yanına gidip onu kendi iç sıkıntısına hemdert etmeye çalışıyor. Filmin sonunda ise zamandaki bu yersizliğinin farkına varan Tülay’ı Fatoş’a bir iş aradığını söylerken görüyoruz.

Tülay’ın zamansal yersizliğini tanıtlamak için bunca söz kafi lakin Tülay salt zamanda değil, aynı şekilde sosyo-ekonomik olarak da yersiz bir karakter. Tülay için “orta sınıfa mensup bir kadın” demiş ve onu alt sınıf erkeği Haled’in yanına yazmıştık. Fakat görülüyor ki, Tülay içinde bulunduğu sınıfın doğal bir mensubu değil, annesi gibi alt sınıf ortamına doğmuş, bir orta sınıf erkeği Selim ile evlenmiş ve böylelikle sınıf atlamış bir kadın o. Çıktığı kabuğu beğenmeyen bir kuş. Öyle bir kuş ki, annesini mahalleye bırakırken arabayı mahallenin girişinde durduruyor ve mahalleye girmek istemediğini söylüyor. Besbelli utanıyor Tülay; annesinden, annesinin yaşadığı mahalleden ve muhtemelen kendi geçmişinden utanıyor. Fakat, aynı Tülay, tıpkı zamanda bir yer sahibi olmak adına bir işe girmek istediği gibi, sınıfsal yersizliğinden kaynaklanan sorunlarını da “yabancıların, dilencilerin, seyyar satıcıların” giremediği korunaklı ve izole siteden, aldatılmasının hemen akabinde ayrılıp annesine gidiyor ve o günkü hislerini Fatoş’a şöyle anlatıyor:

«Sonunda anneme gittim —yıllar sonra. Hep oraya aitmişim gibi hiçbir rahatsızlık duymadan oturup yemek yedim, televizyon seyrettim, sonra gidip yattım. Tam beş gün boyunca yattığımı biliyorum. Geceleri başımı yastığa koyduğum gibi uyuyordum. Unutmuştum; bloktaki hayatım, Selim, Aslı, hatta arabam bile günler sonra aklıma geldi. Direksiyona geçtiğimde bir an kullandığımdan kuşkuya düştüm. Sonra yollarda buldum kendimi; sürdüm, sürdüm, sürdüm…»

Demirkubuz, Tülay’ın bu anlatısından sonra filmini Eminönü’nden insan manzaraları vererek sürdürüyor. İlk seksen dakika boyunca Ataköy’ün geçit vermez birer dağı andıran yüksek gökdelenleriyle doldurulan sahne araları, filmin bu noktasında yerini Eminönü’nün bir yüzü denizin dinginliğine, bir yüzü aşağı sınıf insanının sözde çirkinliğine yapılan bir vurguya bırakıyor. Site hayatı/site insanı ile mahalle hayatı/mahalle insanı arasında bir kıyas kaygısı ile çekilen bir film olarak C Blok ile mahalle yaşantısını merkezine alan çeşitli filmleri karşılaştırmak ve algılardaki bu kıyası birkaç adım daha ileriye taşımak kuvvetle olası. Bu yazı, cüssesi ile bir “blogpost”un haddinin ötesine geçiyor olmasa bunu bizzat yapmak isterdim lakin şimdilik hedef göstermek ile yetineceğim ve diyeceğim ki, «Demirkubuz’un 1994 yapımı C Blok‘unda çizilen monoton site yaşantısı tablosu ile Mustafa Altıoklar‘ın 1997 yapımı Ağır Roman‘ında çizilen dağdağalı mahalle yaşantısı tablosu arasında şöyle detaylı bir kıyas yapılsa da geniş geniş okusak…»

İşte, tam da sözünü ettiğim bu sebeplerle, kağıt üzerinde bir iş olarak C Blok, muhteviyat yönünden sapasağlam duran fakat biçem yönünden yönetmeninin ilk filmi olması talihsizliğinden muzdarip bir film olarak taşınmış sinemaya. Fakat bu talihsizlik, Demirkubuz için bir sıçrama tahtası vazifesi görmüş ki, üçüncü-dördüncü filmlerini çeken birçok yönetmende rastlanamayan bir yetkinlikle ortaya konmuş bir iş olan C Blok‘unun akabinde çektiği filmler ile “auteur”lük çıtasını bir hayli yükseltmeyi başarmış.

Tabii, burada, Demirkubuz’un filmografisine sinmiş —ve elbette bir Türkiye gerçeği olan— arabesk dokudan pek hazzetmediğimi belirtmeden geçip yazıyı bitirirsem, gerçeği saklamak üzerinden dolaylı olarak yalan söylemiş olurum. O yüzden, Nuri Bilge Ceylan’ın steril gerçekliğini Demirkubuz’un arabesk gerçekliğine daima tercih ettiğimi fakat bu öznel tercihin Demirkubuz filmlerine yönelik nesnel «Caesar’ın hakkı Caesar’a» tutumumu etkilemesine izin vermediğimi de belirteyim. Ve şunları da söyleyip yazıma bir son vereyim;

«Afişte ve filmde gördüğümüz, Haled’in Tülay’ın başını elleriyle sardığı estetikliğin doruğundaki malum sahne, Ingmar Bergman’ın Persona‘sının meşhur sevişme (sevişme?) sahnesinin bir uyarlaması mıydı yoksa?»

«Fikret Kuşkan’ın şu genç haliyle bir Prestupleniye i nakazaniye uyarlamasında Rodion Romanoviç Raskolnikov’a can vermemesi ne büyük talihsizlik olmuş!..»

Reklamlar
Bu yazı edebiyat, sinema içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s