“Birdman” (2014) | Ses ve Öfke Dolu bir Hayat


Dış cephesinde «The true administration of justice is the firmest pillar of good government» yazan adalet binasının iç cephesinin kubbe çepherinde yazan “Roman” ve “Byzantine” kelimelerini gösteren kamera, aşağı yönde bir tilt hareketi yaparak binanın birinci katının iç balkonunda elini cebine koyarak yürüyen bir adamı kadrajına alıyor. Beyaz kurdelalı bir fötr şapka takan bu adamı asansör kapısı açılana dek hareket etmeksizin takip eden kamera, asansör kapısının açılmasıyla bu adamı bırakıp bu sefer asansörden inen kemik çerçeveli ve gergin görünümlü bir adamı takip etmeye başlıyor. Gergin adam, terli dudaklarını sağ işaret parmağının dışıyla kurulayarak bir telefon kulübesinin önünden geçiyor ve bu kulübeden gayet neşeli bir halde ayrılan temiz yüzlü adam, kameranın bir sonraki başkişisi oluveriyor. Koridor boyunca bu adamın bir kapı önünde bekleyen bir gruba doğru yaptığı seyri takip eden kamera, kavuşma anından itibaren sol yönde bir pan yaparak evvela malum grubu sessiz olmaları yönünde uyaran bir mübaşiri, ardındansa sağ kanadında “228” yazan bir kapıyı gösterir halde sabitleniyor.

Evet, Sidney Lumet’nin 1957 senesinde çektiği ve o günlerde henüz yarım asırlık bir sanat olan sinemaya dair tüm içerik ve yöntem kaidelerini sil baştan tanımladığı başyapıtı 12 Angry Men işte böyle başlıyor. Dilerseniz, tam bu noktada yazıyı okumaya bir son ya da ara verip 12 Angry Men‘i okumaya, pardon, izlemeye kaldığınız yerden devam etmek adına kendinizi en yakın “malum ortam”a atabilir, yahut burada kalıp «12 Angry Men ile Birdman‘in n’alakası var?» sorusunun cevabını alabilirsiniz.

2009’dan bu yana, biri bana erse, kulağıma eğilse, «En sevdiğin yönetmen kim ola?» deyu sorsa, ona derim ki «Alejandro! Gonzales! Inarritu!» Alejandro Gonzales Inarritu’nun adını neden böyle her ismini ayrı ayrı vurgulayarak söylerim, bilmiyorum; Inarritu’yu benim için bu kadar sevilesi yapan ne, onu da tam bilmiyorum ama şunu biliyorum: Inarritu, Sidney Lumet’nin yirminci yüzyılın ortasında yapmaya çalıştığı şeyi, yani yeniye yönelik yere sağlam basan arayışı yirmi birinci yüzyılın başlarında yapmaya çalışan az sayıda yönetmenden biri. Dünyanın dört bir yanında yeniyi arayan bir dolu yönetmen mevcut, biliyorum; ama ya teknik imkansızlıklardan ya da yetenek yetersizliğinden ötürü özgün fikirlere sahip insanlar ellerine kamerayı aldıklarında kafalarındaki fikri berbat etmekten ötesini başaramıyorlar bir türlü. Inarritu ise, Amores Perros gibi dünya üniversitelerinin sadece radyo, sinema, televizyon bölümlerinde değil, felsefe bölümlerinde dahi izletilen bir film ile açılışını yaptığı bağımsız yönetmenlik kariyerinde 21 Grams, Babel ve Biutiful gibi her biri bir diğerinden kıymetli filmler ile ilerleyerek bugün, yani şu 2015 akşamında Birdman‘i ile hem festivallerin hem de gönüllerin şampiyonu bir yönetmen haline gelmiş bulunuyor.

Ve öyle sanıyorum ki Inarritu yönetmenliğinin gücü “yeni” olmaktan değil, “yeniyi aramak”tan ya da “yeni olanın perestişkarı olmak”tan geliyor. Misal, Amores Perros, 21 Grams ve Babel‘da karşılaştığımız, sadece karakterler arasında değil, aynı zamanda zamansal süreklilik üzerinden de parçalanmış ve karılmış bir halde sunulan kurgu, Inarritu’nun bizzat icat ettiği bir teknik değildi. Üstelik Inarritu, yaptığı şeyin yeni bir şey olduğunu iddia eden bir yönetmen de değildi. Inarritu, Cannes Film Festivali için verdiği bir röportajında Amores Perros‘un kurgu tekniğine dair yöneltilen soruyu şöyle cevaplıyordu:

«Yaptığım şey, yeni bir şey değil; Rashomon yapı ve zaman ile oynayalı altmış yıl oluyor… Babam hikaye anlatmakta bir harikadır; hikayeleri anlatmaya ortasından başlar, sonra bir ileri gider, bir geri döner. Bunun bir hikaye anlatmak için eğlenceli bir yol olduğunu düşünmüşümdür hep. Teyzem ise bir hikaye anlatacağı zaman doğrusal bir yol izler. O hikayesinin zaten bildiğim sonuna varmadan yatıp uyuyasım gelir… Ben de genelde düşüncelerimi babam gibi oluşturup konudan konuya atlarım.»

Kullandığı bu “konudan konuya”, “zamandan zamana” atlamalı tekniğin kökeni hakkında gelen bir soruya ise hakkında yapılan “Quentin Tarantino taklidi” yorumlarını yanıtlamayı da ihmal etmeden şu cevabı vermişti:

«Tarantino’nun film yapısıyla oynayış tarzını beğeniyorum ama bu tarzın yaratıcısı oymuş gibi davranılmasına da anlam veremiyorum. Bu teknik, uzun zamandır mevcut olan William Faulkner-vari bir edebiyat tekniğidir.»

Sidney Lumet

Sanatında modernist olanın izinden giden lakin bunu modernizme yeni bir yol açmak için yapmak yerine açılmış yollarda yeni bir edayla, yeni bir tempoyla ve yeni ayakkabılarla yürümeyi tercih eden ve böylelikle bir postmodernistten bekleneni eksiksiz yerine getiren Inarritu, Birdman‘de ise, kurgu anlayışında radikal bir değişikliğe giderek kendisi için devasa, sinema için ise görece küçük bir adım atmayı tercih ediyor. Çektiği ilk üç filmde ve kısmen Biutiful‘da zamanı parçalayıp, bir güzel karıştırıp, düzenlemesini izleyiciye bırakma gayesiyle karmaşık biçimde bir araya getiren Inarritu, bu sefer gerçek zamanı olmasa da hissedilen zamanı olduğu gibi bırakma yoluna gitmiş. Sidnet Lumet’nin 1957’de, 12 Angry Men‘in henüz başında ve yalnızca 30 saniyeliğine yaptığını, sahneleri kendileri arasında birer tutkal gibi kullanıp adeta uç uca ekleyerek yaklaşık 2 saatlik bir süreye uygulamış. Klasik formunda lokmalardan, yudumlardan oluşan “film”i, tek lokmada yenmesi ya da tek yudumda içilmesi gereken doyurucu bir öğün haline getirmiş. Ve doğrusu Birdman, bu yekparelikte, tek oturuşta bitirilmeye çalışılan uzunca bir hikayenin verdiği fikir yüküne benzer bir yük yükler bir hüviyete kavuşmuş. Bu yönüyle Birdman‘i tek bakışta izlemek, Franz Kafka’nın Die Verwandlung‘unu ya da Thomas Mann’ın Der Tod in Venedig‘ini tek oturuşta okumaya benziyor.

Fakat bu kesintisizliğin algı üzerine bindirdiği yük, öyle taşınmaz bir yük de olmuyor. Bu da filmin Riggan Thomson üzerine ustalıkla yoğunlaşmış olması sayesinde mümkün oluyor. Yaklaşık iki saati bulan süresi boyunca filmde, Riggan’ın hikayesinin derinliği için değinilmesi elzem olan kızı Sam’in sosyal durumunun yansıtılması haricinde Riggan’ın perspektifinden uzakta hemen hemen hiçbir sahne bulunmuyor. Bu da filmin fikri yükünü kavramaya odaklanan izleyici için izlenmesi gereken yolları minimum sayıda tutuyor.

«Nasıl düştük bu hâle?..»

Filmin fikri yükü de, tıpkı teknik yönü gibi, hali hazırda sıklıkla kullanılmış olan bir konunun, yani o eski halinden eser kalmamış bir perde ve ekran yüzünün modern zamanlarda yaşadığı tutunma zorluklarının yeni bir yorumundan ibaret. Ki bu konu, sadece ABD sinemasını ve sinemacılarını değil, sinemayla meşgul olan Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünya ülkelerine mensup insanların kafalarını kurcalayan bir mesele. Gençliklerinde çağlarının yıldızıyken ihtiyarlıklarında ya yeni çağın maskarası ya da kendi gençliğinin acınası bir parodisi halini alan çaptan düşmüş sinemacılara dair Türkiye sinemasında aklıma gelen ilk örnek, Yavuz Turgul’un 1996’da çektiği ve bu toprakların sinemasını derin uykusundan uyandırdığı Eşkıya nam filminin “eski kuşak” karakterlerinden olup Kayhan Yıldızoğlu tarafından canlandırılan Artist Kemal karakteriydi. Maddi imkansızlıklardan dolayı kaldığı otele olan borcunu dahi ödeyemeyecek bir duruma düşen bu karakteri filmde her sabah güne yeni bir sinema filminden ya da tiyatro oyunundan gelecek bir oyunculuk teklifi alma umuduyla başlarken görüyorduk. İşler Güçler nam dizide gördüğümüz, çevresi oyunculuklarının baharını yaşayan insanlarla dolu olan fakat geçmiş güzel günlerin hatırasından başka tutunacak dalı kalmamış Rüstem nam emektar bir oyuncuyu, yani kendisini oynayan Yılmaz Gruda da Birdman-vari karakterlerimize bir başka örnek olarak gösterilebilir.

«Bir şey neyse odur; hakkında söylenenler değil.»

Ama tabii, postmodern bir eser olarak Birdman‘de onu yarınlar için değerli kılacak, geriye dönük bir referans noktası haline getirecek hiçbir “yeni” konu işlenmiyor da denilemez. Riggan ile Tabitha arasında geçen “yaratıcı-eleştirmen” konulu diyaloglar, Broadway’in bu iki başat grubu arasındaki iki-ucu-boklu-değnek durumu, atsan-atamazsın-satsan-satamazsın hali layıkıyla yansıtmayı başarıyor. Yaratan bir insan olarak Riggan, Gustave Flaubert’ten alıntı yapıp «Tıpkı bir adamın asker olamayınca muhbir olması gibi, bir insan sanatçı olamazsa eleştirmen olur.» diyen, eline bir çiçek alıp şeyleri nasıl yaftalayacaklarını bilemeyen eleştirmenlerin o şeyleri göremeyeceğini iddia eden Riggan, her ne kadar Tabitha nam sevimsiz karakter tarafından temsil edilen eleştirmen tayfasına karşı sarsılmaz bir nefret duysa da, her ne ne kadar onları sanatçılar üzerinden beslenen ve tasfiyesi elzem bir grup asalak olarak görse de, içten içe farkındadır ki, bir sanatçı olarak kendi geleceği de yine o asalaklar tarafından yazılacak yazıların elindedir. İnsanlar tiyatroya bir sanat eserini ilk elden deneyimlemek yerine eleştirmenlerce deneyimlenmiş ve yaftalanmış eserlerin yaftalarını onaylamak için geldiklerinden, Riggan, ölesiye nefret ettiği Tabitha’nın kaleminden süzülecek mürekkebin kağıt üzerinde alacağı şekli göz ardı ederek yoluna devam etmeyi başaramaz. Inarritu’nun “eski-moda” olarak tanımladığını düşündüğüm bu “eleştirmene bağlı” yaratıcılığın modern zamanlarda açılmış çıkış kapısı ise sosyal medyadır. Artık tanıtımın yeni yöntemi insanlara eleştirmenlerin eleştiri yazıları yerine bizzat işletilen Twitter, Facebook, Youtube gibi internet siteleri üzerinden ulaşmaktır. Eski-moda bir sanatçı olarak Riggan’ın meslek belası da, bir yönüyle, tıpkı “yeni-moda”nın temsilcisi kızı Sam’in de filmde sıklıkla belirttiği gibi, sanatını icra ederken kendilerine karşı dinmez bir tiksinti duyduğu eleştirmenlerin yazacağı olumlu eleştirilere olan bağlılığını kırmaya çalışmamasıdır. Bu anlamda Riggan’ın New York sokaklarında bir koca bebek gibi beyaz slip donuyla koşturması, bu sahnenin akabinde salona girmesi ve rolünü seyirciler arasında sergilemeye başlaması, “yeni-moda Birdman”in küllerinden doğumunu temsil ediyor. Seyircinin kucağına doğru gerçekleşen bu doğum, aynı zamanda, Tabitha ile temsil edilen eleştirmen tayfasının da mesleki ölümünü sembolize ediyor.

Pekii ya burada saydığım tüm bu olumlu yönler Birdman‘i iyi bir film olmanın ötesine taşımaya, harika bir film yapmaya yetiyor mu? Hayır, yetmiyor. Ama benim bu yargım, Inarritu’nun seçimlerinden, yani nesnelliklerden değil, bizzat benim beklentilerimden, yani öznelliklerden kaynaklanıyor. Inarritu’nun bugününü dünü ile kıyaslamadan edemiyorum. Amores Perros’a baktığımda, Meksika’nın üç ayrı sosyo-ekonomik sınıfından üç ayrı insanı teşrih masasına yatıran ve raporunda «İnsan insandır» sonucuna varan bir Inarritu görüyordum. Babel‘a baktığımda dünyanın dört bir yanından ve dört farklı sosyo-ekonomik ortamdan dört farklı aileye aynı muameleyi uygalayan ve aynı sonuca varan bir Inarritu görüyordum. Biutiful‘a baktığımda bir adamın koca olmak, baba olmak, arkadaş olmak, patron olmak ve en önemlisi insan olmak telaşıyla geçen sosyo-ekonomik sıkıntılarla dolu günlerinin çalkantısını yansıtan bir Inarritu görüyordum. Birdman‘e hikaye temelinde baktığımda ise (ekonomik olmasa da sosyal yönden) kaymak tabakaya mensup bir adamın artık yenmez bir kıvama gelişiyle birlikte yaşamaya başladığı derinlikten yoksun psikolojik sorunlardan öte bir şey görmekte zorlanıyorum.

Birdman‘in bu muhtevi yetersizliğinde üzerindeki Macbeth etkisinin de bir rolü vardır mutlaka. Film dahilinde bir sokak sanatçısı tarafından seslendirilirken duyduğumuz, William Shakespeare‘in Macbeth‘inin beşinci perdesinin beşinci sahnesinde Macbeth tarafından yapılan ve Inarritu’nun hayranlıkla andığı William Faulkner’in The Sound and the Fury‘sine de isim babalığı yapan konuşmanın özgün metni ile yaptığım çevirisi şöyle:

«Tomorrow, and tomorrow, and tomorrow
Creeps in this petty pace from day to day,
To the last syllable of recorded time,
And all our yesterdays have lighted fools
The way to dusty death. Out, out, brief candle.
Life’s but a walking shadow, a poor player
That struts and frets his hour upon the stage
And then is heard no more. It is a tale
Told by an idiot, full of sound and fury,
Signifying nothing.»
~~
«Yarın, ve yarın, ve yarın…
Aheste aheste sürünüyor ömür her geçen gün
Kayıtlı zamanın nihai hecesine
Ve aydınlatıyor ahmakları, yaşadığımız her bir dün,
Tozlu ölümün yolunu bulabilsinler diye.
Sön! Ey cılız mum! Sön!
Hayat yürüyen bir gölge, zavallı bir kukla;
Vaktini sahnede çalım satıp dövünerek geçiren
Ve indiği vakit sahneden, bir daha sesi işitilmeyen.
Bir masaldır hayat, bir kaçığın anlattığı,
Ses ve öfkeyle dolu olup
Hiçbir şeyin anlatılmadığı.»

«Neyim var benim?»

Bu konuşmanın ışığında, içerik yönünden kendinden önce çekilmiş tüm Inarritu filmlerinin gerisinde kaldığını düşündüğüm Birdman‘in bu muhtevi yetersizliğinin bilinçli bir tercih olduğu fikrini çıkarıyorum. Inarritu’nun Birdman‘de ses ve öfkeyle dolu olan ama aslında hiçbir şey anlatmayan bir insan hayatını yansıtmak istemiş olabileceğini düşünüyor, ve bunun için de ses (sokakta biteviye çalınan ve Whiplash‘i anımsatan bateri) ve öfke (Riggan’ın sık sık geçirdiği ve ortalığı dağıtmadan yatışamadığı nöbetler) ile dolu olan ama insanoğlunun birincil dertlerinin yanından dahi geçmeyen dertler çeken insanlarla dolu bir mekan olarak Broadway’i seçtiğini varsayıyorum.

Böylelikle Birdman‘i, 2014’ün —en iyi filmi olmasa dahi— en iyi filmlerinden biri sayarken, Inarritu’nun çekegeldiği en derinliksiz filmi olarak “yafta”lamaktan da kendimi alamıyorum. Yine de, şu bir gerçek ki, muhteviyat derinliğinden taviz vermiş olsa dahi yönetmenlik kalitesinden taviz vermeyen ve örneğin şu sahne ile The Shining‘i anıştırıp yönetmenlik piri Stanley Kubrick‘e saygı duruşunda bulunmayı da ihmal etmeyen Inarritu’nun önünde başarılarla dolu uzun bir gelecek uzanıyor.

Reklamlar
Bu yazı edebiyat, sinema içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s