“‘Asunder, Sweet and Other Distress'” (2015) | Post-Post-Apokaliptik Bir Müzik Bu! Post-Post-Apokaliptik Bir Müzik!


Albert Camus
, L’État de siège nam eserinde, «Korku çağı bu! Korku çağı!» diye ünlüyor ve şöyle ekliyordu:

«Körlüğün, sağırlığın, umutsuzluğun
Ve yoksulluğun çağı bu!
Alacakaranlık bir çağ bu!
Toprağın kana bulandığı,
Gölgelerin gövdesiz kaldığı,
Ateşsiz ve güneşsiz bir çağ bu!
Korku çağı bu, korku çağı!
Bu korku hiç bitmeyecek!»

Camus, bu ünleyişi ile, hiç şüphesiz ki apokaliptik bir çağı imliyordu. Godspeed You! Black Emperor‘ın “ilk”i The Dead Flag Blues ise 16 küsur dakikalık süresinin her bir saniyesinde ve her bir salisesinde kah direksiyonunun başında yanarak can vermiş bir baba oluyor, kah bin yalnız intiharla bulanık lağımlarda sürüklenen gencecik bir ceset oluyor, kah bebeğini sıkıştığı göçüğün altından çekip alayım isterken kendi canından olan bir anne oluyor, kah alevler içindeyken hiç olmadığı denli güzel görünen gökyüzünü can gözüyle göremeden, “Modern Dünya” denen bu korkunç makinenin midesinde tükenip giden bir bebek oluyor ve «Post-apokaliptik çağ bu! Post-apokaliptik çağ!» diye feryat ve figan ediyordu.

’Asunder, Sweet and Other Distress’ (2015)

Ve 2012 senesinde 10 yıllık aranın ardından yaptıkları ’Allelujah! Don’t Bend! Ascend! nam görkemli geri dönüşle birlikte «Acaba bu dönüş üretken bir sürecin başlangıcı olabilecek mi?» ekseninde konumlanan tüm soruları 2015’te, hatta sadece birkaç gün önce ’Asunder, Sweet and Other Distress’ ile yanıtlayan Godspeed, türlü gürültünün türlü melodiye, türlü melodinin türlü duyguya ansızın dönüşüverdiği 41 dakikalık kusursuz bir delilik nöbeti süresince kimi zaman meelercesine, kimi zaman kükrercesine şöyle haykırıyor: «Post-post-apokaliptik çağ bu! Post-post-apokaliptik çağ!»

Bütün bir albüm olarak dinleyiciler tarafından Behemoth, grup taradından ise Big ‘un adıyla anılan 40 dakikalık bir canlı performans kompozisyonundan damıtılan ’Asunder…, tepeden bakıldığında ‘Allelujah…‘ın bir izdüşümü gibi görünüyor. Her iki albüm de iki geniş melodik kompozisyon ve iki nispeten dar çerçeveli drone, yani gürültü çalışmasından ibaret dört parçalık birer stüdyo kaydı. 2012 model Godspeed eserinde geniş kompozisyonlar dar drone’larla desteklenirken, 2015 model Godspeed, iki geniş kompozisyonu birbirinden iki özerk drone kaydı kullanmak yoluyla ayırmayı uygun görmüş. Bu da, ’Asunder…‘ın ’Allelujah…‘a nazaran çok ama çok daha yüksek bir duygulanım anında son bulmasını ve albümün kulakta kalan tadının çok daha keskin olmasını sağlamış. Hatta bu etkiyi Godspeed’in “magnum opus“u saydığım F# A# ‘yi kapatan Providence‘ın dört dakikalık J.L.H. Outro nam kapanış atağı ile kıyaslamak dahi mümkün. J.L.H. Outro, yüksek hızlı bir trenin penceresinden dışarıya bakıldığı sırada hissedilebilecek muhtemel bir “kendinden geçiş”i yaşatıyorken, toplamda 16 dakikalık iki drone’un akabinde patlak veren Piss Crowns Are Trebled ile kapanan ’Asunder… ise söz konusu hızlı trenin raydan çıkması ve havaya yükselmesi anında hissedilebilecek muhtemel duyguların eşiğine taşıyor dinleyicisini.

’Allelujah! Don’t Bend! Ascend! (2012)

Teknik benzerliklerinin yanı sıra, her iki albüm arasında içerik yönünden bir paralellik çizmek de olası. Her iki albüm de ya bir parçaları ile, ya da bir bütün olarak köklerini yıllar yılı bilinip sevilen konser performanslarından alıyor. ’Allelujah…‘ın açılışını yapan Mladic, konserlerde Albanian adıyla anılan ve Boşnak katili Ratko Mladic’in kanlı hatırası karşısına enstrümantal bir ağlama duvarı ören yaklaşık yirmi dakikalık bir kompozisyondu. ’Asunder…‘ın ilki Peasantry or ‘Light! Inside of Light!’ ise —grubun kendi diskografisi göz önünde bulundurulduğunda— “eski-usül” bir eser olan heybetli Behemoth‘un yeniden ele alınmış, tüm fazlalıklarından arındırılmış “yeni-usül”e denk düşen kusursuza yakın bir sunumu.

Sophie Trudeau

Sophie Trudeau

Evet, ’Asunder…, çeşitli yönlerden öncülünü anımsatıyor olsa dahi, şu da bir gerçek ki, bu 41 dakikalık delilik nöbeti ziyadesiyle alışılmadık bir atmosferde karşılıyor kendisine kulak verenleri. Bu albüm, her şey bir yana, 20 yıla yaklaşan grup mazisinde eşine rastlanmadık bir atiklik ile start alıyor. Eski-usül bir Godspeed kompozisyonunda çoğu enstrümanın ses vermesi için asgari birkaç dakikanın geçmesi gerekirdi. Fakat yeni-usülde öyle mi? Yeni-usül Godspeed’in «Merhaba!»sı niteliğinde olup basit bir davul-zil işbirliğiyle açılış yapan Peasantry…‘nin cayır cayır yanmaya başlaması için 18 saniye yetiyor ve artıyor bile! Bu andan itibaren kompozisyon seyrini Mladic‘in kaldığı yerden bir agresiflik halinde sürdürüyor. Bu agresif genel tutum, Sophie Trudeau’nün —ki kendisi bir yönüylë GY!BE sekizlisinin bu albümdeki en dikkat çeken teklisi konumunda— kemanının da katılımıyla Godspeed’i de aşıp Yeni-Silver Mt. Zion’ın ilki Kollaps Tradixionales‘in alevler içindeki iki numarası I Built Myself A Metal Bird‘ünü anımsatan bir hayli kesif bir atmosfere dönüşüyor. Tremolo kolunun, türlü minimal elektronik efektin cömertçe kullanıldığı, ses tekrarlarının geçmişe kıyasla çok daha kısa süreli ve çok daha hedefe yönelik tutulduğu bu ilk 10 dakika, aynı zamanda hem grubun 20nci yüzyılı kapayan albümü Lift Your Skinny Fists Like Antennas To Heaven‘ının açılışını yapan Storm‘dan bu yana kaydettiği ilk “iyimser” melodileri, hem de ’Asunder…‘ın son “iyimser” melodilerini içeriyor. Bir benzetmeyle Peasantry…, insansızlaşmış dünyanın insanlardan arda kalan betonarme yapısının sarmaşıklarla sarmalanmaya başladığı post-post-apokaliptik dönemde bir pikaba rastlamanın gergin çoşkusunu taşıyor.

Fakat bu mutlu hadisenin çoşkulu karşılaması, ele geçen ilk plağın pikaba yerleştirilmesi ve Lambs’ Breath‘in eşine rastlanmadık ürkü dolu mekanik yapısı karşısında yerini dermansız bir dibe vuruşa bırakıyor. Öyle görünüyor ki, medeniyetin çöküşünden bu yana yalnızca toprağın değil, plakların da üzerinden birçok şey geçmiş ve insana ait her ne varsa, artık kullanılamaz bir hale gelmiş. Albümün renksiz kapağında gördüğümüz kuzular ile arasında bir bağ kurmanın adeta bir refleks olduğu Lambs’ Breath, insanın dünyadan kesin ayrılışının izlerinin silinmeye yüz tuttuğunu, kendilerinden geriye yalnızca “kuru gürültü” kalan insanların yokluğunda kuzuların dahi kendi başlarının çarelerine pekala bakabildiğini, başta küresel ısınma olmak üzere hem kendi başımıza, hem de diğer tüm hayvanların başına sarmakta olduğumuz belalardan geri dönmediğimiz takdirde “yokoluş”tan gayrı kapımızın olmadığını adeta “göz dağı” verircesine yüzümüze vuruyor.

Efrim Menuck

Efrim Menuck

Asunder, Sweet ise, hem kısmen albüme adını vermiş olması ile, hem de içerik yönünden albüm-içi-zaman-çizelgesi’nin odak noktası olması itibariyle, her ne kadar drone yapısının verdiği melodisizlik sebebiyle müzikal anlamda olmasa da, albümün bir nevi gayri resmi zirvesi konumunda bulunuyor. Akabindeki Piss Crowns…‘ı albümün kendi hikaye anlatır yapısı dahilinde bir “sonuç” olarak gördüğümüzde ise, bu 6 dakika tartışmasız bir “sebep” hüviyeti kazanıyor. Özellikle son dakikasında boyunca duyulan ve boğazlanan hayvanları anımsatan elektro gitar efektleri ile değme korku filminin duyumsatamadığı gerilimi dinleyicinin bünyesine kulak yoluyla galon galon zerk eden Asunder, Sweet, dinleyenlerin titreyen bakışları arasında hiçbir kesintiye uğramaksızın Piss Crowns…‘a bağlanıyor.

Piss Crowns Are Trebled, dinlemeden evvel hakkında okuduklarım üzerinden vardığım bir yargıya göre albümdeki favori kompozisyonum olacaktı. Öyle ya, bu eser, yirminci yüzyılın klasik Godspeed’ini buram buram duyumsatan bir çalışma olacaktı. Ve ilk dinlememin üzerinden geçen sayısız seansın ardından gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, Piss Crowns…, sadece GY!BE’ın —nazarımdaki zirvesi olan— The Dead Flag Blues‘u ile Moya‘yı, Static‘i, yani Eski-Godspeed’i anımsatması ile değil, işlerin artık benzersiz bir atiklik ile yürütüldüğü, uzlaşmaya tek saniye olsun mahal verilmeyen, saha kayıtları ve konuşma metinleri yerine salt enstrümanlara güvenilen, iyimserlik olgusunun dahilinde “iyi” ya da “kötü” bulunmayan Doğa’dan bıçak ile değil, adeta kılıçla kesilip atıldığı odaklanmış, yoğunlaşmış, kesifleşmiş Yeni-Godspeed’i yansıtması ile de grubun şimdiye kadar kaydettiği en muhteşem çalışmalardan biri!

Asunder, Sweet‘in kaldığı yerden bateri-elektro-keman üçlüsüyle açılış yapan ve melodik yapısını ilk dakikasının sonlarında kazanan 14 dakikalık Piss Crowns…, ikinci dakikasının ortalarında, her türlü umuttan soyutlanmış bir The Dead Flag Blues dramatikliğine bürünüyor. İki buçuk dakikalık bir süre boyunca bu dramatik havasını korumayı başaran eser, beşinci dakikaya girilmesi ile birlikte GY!BE’ın bugüne dek kaydedegeldiği en iç parçalayıcı keman melodisi ile umutsuzluğun dağlarına değil, arşına doğru kanatlanmaya yüz tutmuşken Sophie Trudeau arşesini bu sefer adeta «Daha çekeceğiniz var!» dercesine kullanmaya başlıyor ve altıncı dakikanın sonuna dek süren bu soluksuz hüzün, yedinci dakikaya girilmesi ile birlikte yerini bol distorsiyonlu bir elektro gitarın ve onunla eşzamanlı olarak dört nala koşturan baterinin savaş alanına dahil olması ile gerçek bir felaket senfonisi halini alıyor. Öyle ki, dinleyici, Yunan Mitolojisi’nden, Nordik Mitolojisi’nden, Eski Ahit’ten fırlamış türlü devasa mahlukatın insanların yokluğunda dirilen dinozorlarla birlik olup insan kemikleri üzerinde çılgınca bir dansa tutulduğu Dante-vari bir sahneye tanık olmaktaymış gibi hissediyor kendisini. Tüm bu süre zarfında biteviye sürüp giden kreşendo, 13üncü dakikaya girilmesi ile birlikte öfkesini aheste aheste yitiriyor ve ’Asunder, Sweet and Other Distress‘ten geriye, kendisinden kaçınmayı ciddiyetle düşünmedikleri takdirde kaçınılmazlığını koruyacak olan “kusursuz öz-yokoluşları”ndan ve bu yokoluştan zerre etkilenmeksizin ayakları üzerinde durmayı pekala başaracak olan Doğa’dan gelen kan dondurucu seslerle paralize olmuş biz dinleyiciler kalıyor.

Godspeed You! Black Emperor

Godspeed You! Black Emperor

Evet, 2012 tarihli ’Allelujah! Don’t Bend! Ascend! ile birlikte dinleyicisi ile arasındaki 10 yıllık uzun ayrılığı nihayete erdiren Godspeed You! Black Emperor, —kendi diskografisi için her ne kadar “ortalama” addettiğim bir çalışma olsa da— hem müzik eleştirmenlerince hem de müzik yarışmalarınca 2012’nin en iyi albümlerinden biri olarak kabul edilen dördüncü stüdyo albümlerinden üç yıl sonra «Merhaba!» diyen beş numaralı stüdyo albümleri ’Asunder, Sweet and Other Distress ile, nazarımda sırasıyla F# A# ∞ ile Lift Your Skinny Fists Like Antennas To Heaven‘ın ardından odaklanılmışlığı kaliteyle harmanlama konusunda kusursuzluğa yaklaşmayı mümkün olan en iyi şekilde başarmış üçüncü albümlerini kaydetmiş oluyor. F# A# ∞‘de post-apokaliptik çağın hâlâ bol miktarda muhafaza edilen umutla yumuşatılmış bir müzikal sunumunu yapıp Yanqui U.X.O.‘da kıyamet taşıyan nükleer başlıkların izini süren, Lift Your Skinny Fists…‘te ise kıyamet sürecini bir kasırga ikliminde iliklere dek hissettiren Godspeed, ’Asunder…‘da ise dinleyicisini F# A# ∞‘den onlarca yıl sonrasına taşıyıp haykırıyor:

«Midesinde hapsolduğunuz o korkunç makine,
Kan kaybından öldü artık!
Post-post-apokaliptik çağ bu!
Post-post-apokaliptik çağ!
Bu çağ hiç bitmeyecek!»

«Şehirlerimiz yanarken Celine Dion aşk şarkıları söylüyor»

«Şehirlerimiz yanarken, Celine Dion aşk şarkıları söylüyor»

Reklamlar
Bu yazı müzik içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s