“Pride” (2014) | Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor!


Ama neden destekliyor? Yani, filmden bir gazetecinin de sorduğu gibi, bir eşcinsel, kendisine karşı nefrete varan bir tiksinti duyan bir madenciyi, neoliberal politikalarıyla İskoçya ile Galler’i salt Londra için çalışan birer makine haline getiren ve Britanya’yı kusursuz bir sefalete sürükleyen Margaret Thatcher karşısında neden desteklesin? Bir madencinin, denk bir durumda kendisi için kılını dahi kıpırdatmayacağını pekala bilen bir eşcinsel, emeklerinin hakkını alamayıp bir umut greve giden fakat Demir Leydi’nin bakırdan kotarılmış kolluk kuvvetleri karşısında sesini duyurmakta başarısızlığa uğrayan madenciler için neden sıksın yumruğunu, neden kalksın ayağa, neden haykırsın? Okumaya devam et

Reklamlar
sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Birdman” (2014) | Ses ve Öfke Dolu bir Hayat


Dış cephesinde «The true administration of justice is the firmest pillar of good government» yazan adalet binasının iç cephesinin kubbe çepherinde yazan “Roman” ve “Byzantine” kelimelerini gösteren kamera, aşağı yönde bir tilt hareketi yaparak binanın birinci katının iç balkonunda elini cebine koyarak yürüyen bir adamı kadrajına alıyor. Beyaz kurdelalı bir fötr şapka takan bu adamı asansör kapısı açılana dek hareket etmeksizin takip eden kamera, asansör kapısının açılmasıyla bu adamı bırakıp bu sefer asansörden inen kemik çerçeveli ve gergin görünümlü bir adamı takip etmeye başlıyor. Gergin adam, terli dudaklarını sağ işaret parmağının dışıyla kurulayarak bir telefon kulübesinin önünden geçiyor ve bu kulübeden gayet neşeli bir halde ayrılan temiz yüzlü adam, kameranın bir sonraki başkişisi oluveriyor. Koridor boyunca bu adamın bir kapı önünde bekleyen bir gruba doğru yaptığı seyri takip eden kamera, kavuşma anından itibaren sol yönde bir pan yaparak evvela malum grubu sessiz olmaları yönünde uyaran bir mübaşiri, ardındansa sağ kanadında “228” yazan bir kapıyı gösterir halde sabitleniyor. Okumaya devam et

edebiyat, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Whiplash” (2014) | Self-Made or Never Made

Bir filmi, kitabı, albümü nefret etmek için izlemek, okumak, dinlemek daha önce hiç denemediğim bir eylemdi lakin, Whiplash‘in şansına ve bir defaya mahsus olmasını düşünerek, La Morale Anarchiste nam eserinde «Yalnızca nefret etmeyi bilenler sevmeyi bilir» diyen Pyotr Kropotkin‘den aldığım yetkiye dayanarak filmi nefret etmek için izlemeye başladım ama gelin görün ki, filmi izleyişimin üzerinden handiyse bir gün geçmiş olmasına rağmen ben hâlâ «Play that fucking Caravan with my tempo, Winamp!» diye ünleyip ünleyip duruyorum. Ama Fletcher’dan aldığım yetkiye dayanarak «Good job!» deyip geçmeyeceğim ve bunun yerine «Türkçede “aferin”den daha tehlikeli hiçbir ifade yoktur!» deyip tenkit dolu yazımda ilerleyeceğim. Okumaya devam et

müzik, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

“Leviafan” (2014) | Zvyagintsev’in Şeytanları


Ekşi Sözlük’ten jimmypage sağ olsun, sayesinde Andrey Zvyagintsev’in Yeni Rusya hakkında lafını esirgemeden konuştuğu filmi Leviafanı, dahilinde Rusya hakkında lafını esirgemeden konuşan bir Rusya vatandaşının da bulunduğu bir arkadaş grubu ile birlikte izleme şansına nail oldum. Eğer hal böyle olmasaydı, ayakları ömrü hayatında Rusya topraklarına bir kez olsun değmemiş bir Türk’ün öznel gözlemleriyle izlediğim Leviafan‘dan «Gerçekçiliğin beyaz gecelerinde abartıya ya da azımsamaya düşmeden dolaşmayı başarmış gerçek bir film» diyerek bahis açarken bunu daha alçak bir ses ile yapmak durumunda kalacaktım. Ama hayır, Leviafan gerçek bir film; hatta Leviafan bir film olmanın da ötesine geçen bir gerçekliğe malik. Leviafan, tüm kurumlarıyla bataklığa batmış bir haldeki Rusya’nın kuzey kesimlerinde ömür süren tüm ilişkileriyle votkaya batmış insanların hayatlarından bir bölüme bizleri tanık tutmak gayesiyle filme alınmış bir belgesel! Okumaya devam et

edebiyat, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“C Blok” (1994) | Bloklar ve Sınıflar Arasında Yalnız İnsanlar

«Önümüzdeki sezon için C Blok’un gösterimini hiçbir yabancı firma kabul etmedi. Oyuncularımın zayıf olduğundan seks sahnelerimin olmayışına kadar bir sürü gerekçeler öne sürdüler. Oysa filmimi zahmet edip izlemediler bile. Ben de bireysel çabalarımla vizyon şansımı zor buluyorum.»

Bunlar, 18 Eylül 1994 tarihinde Milliyet’e konuşan Zeki Demirkubuz’un Türk ve Avrupa sinemasının ‘90’ların ilk yarısında ABD sineması tarafından işgal edilmiş ahvaline yönelik umutsuz ifadelerinden sonra kendi filminin bu ahval içindeki halini anlatırken sarf ettiği sözler. Öyle görünüyor ki, Demirkubuz, daha sonra yapacağı açıklamalarda «Şimdiki aklım olsa asla çekmezdim!», «Oyuncu yönetimi konusunda en başarısız filmimdi.» gibi yorumlar ile anacağı C Blok‘una ilk zamanlarda bir hayli güveniyormuş. Ve yine görüyoruz ki, asla “ben-bilirim”ci olmamış Demirkubuz. İlk’lere has katmerli bir özgüven ile filminin ardında durmuş önceleri ama çok geçmeden farkına varmış eksik yönlerinin ve bunları yalnızca kapatmakla kalmamış, attığı ilk büyük adımın akabinde çok daha büyük bir adım daha atıp üç sene sonra, 1997 yılında Masumiyet‘i çekip Türk sinemasının ‘90ların ikinci yarısında yaşadığı büyük uyanışın sayılı önderinden biri olmayı da başarmış. Okumaya devam et

edebiyat, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“The Shining” (1980) | Bir ABD Eleştirisi Olarak

bir yönüyle, "The Shining" (1980)
Dedim ki, «Madem Stanley Kubrick The Shining nam filmine Dies Irae ezgileriyle açılış yapmayı münasip görmüş, o halde neden ben de aynı yolu izlemiyor, yazımı, filmdekine değil de, Gregoryen kilise korosu tarafından icra edilen Dies Irae‘ye giden bir link sunarak açmıyorum?» Evet, tam olarak böyle dedim ve kendimi şu soruya bir cevap bulmak durumunda hissettim: «Tamam da, pekii ya Kubrick filmini neden Dies Irae ile açma ihtiyacı duydu? Yani, neden Dies IraeOkumaya devam et

edebiyat, müzik, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

“Chinese Coffee” (2000) | Bir Thomas Wolfe Biyografisi Olarak


Thomas Wolfe
, «Amerikalı yazarlar» dendiğinde her ne kadar adı akla ilk gelenlerden biri olmasa da, 1900 Ekim’inde başlayan 38 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı Look Homeward, Angel (1929), Of Time and the River (1935), The Lost Boy (1937) gibi eserleriyle Amerikan edebiyatı antolojilerine girmeyi başarmış bir yazar.

Aynı Wolfe’un adı, Al Pacino‘nun 2000 yılında Ira Lewis’in aynı adlı oyunundan uyarladığı ve başrolünü oynadığı Chinese Coffee nam filminde tam beş kez, hem de Honore de Balzac, Joseph Conrad, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway, Henry Miller gibi “klasik” yazarlarla birlikte anılıyor. Dahası, son sahnelerinden birinde Look Homeward, Angel‘ın ilk cümleleri olan «…a stone, a leaf, an unfound door; of a stone, a leaf, a door. And of all the forgotten faces.» alıntısını içeren film, kapanışı da yine Wolfe’un adıyla yapıyor. Okumaya devam et

edebiyat, sinema içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın